28 Mayıs 2015 Perşembe

Ekonomi Bakanı Zeybekci'den Asgari ücret açıklaması


Anadolu Ajansı

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye büyürse asgari ücretin artabileceğini söyledi.
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, 2003 yılında Türkiye'de asgari ücretin karşılığının 129-130 dolar olduğunu belirterek, "Şimdi 430 doların üzerinde. Türkiye kalkınırsa asgari ücret artar, Türkiye büyürse asgari ücret artar. Kişi başına düşen milli gelir artarsa asgari ücret de artar" dedi.
Bakan Zeybekci, Denizli programı kapsamında bir tekstil firmasında çalışan işçilerle fabrikada bir araya geldi.


           Zeybekci, burada yaptığı konuşmada, işçilere partisinin projelerini anlattı. Denizli'nin Türkiye siyasetinin lider şehirleri arasına girdiğini ifade eden Zeybekci, bunu Denizlilerle birlikte başardıklarını dile getirdi.
Koalisyon hükümetlerinin ülke ekonomisini iyi yönetemediğini, koalisyon dönemlerinde başbakan ve başbakan yardımcılarının IMF memurlarının önünde "el pençe divan" durduğunu söyleyen Zeybekci, "O memur, olumsuz rapor verirse, IMF'den o kredi dilimi gelmediği zaman Türkiye yerle bir olurdu. Yarın Türkiye'de bankaların ne olacağı belli değildi. Çünkü 26 tane banka bu ülkede batırıldı, 60 milyar dolar yük bizim üzerimize geldi. Bunları biz ödedik, AK Parti hükumetleri ödedi, milletin parası ve hazinesiyle ödendi. Konut edindirme, zorunlu tasarruf vardı, ikisinin toplamı 22 katrilyondu, bunların tamamı ödendi. Devlet millete borçluydu, dünyaya borçluydu. Bu devlet bu ülke o bütün o borç taksitlerini iki yıl önce borcunu sıfırladı, 'haydi güle güle artık görüşmeyelim' dedi" ifadelerini kullandı.

            Bakan Zeybekci, Türkiye'de asla ve asla bir daha koalisyon olmayacağını vurgulayarak, "Türkiye'ye bir daha IMF gelemeyecek. Türkiye bir daha Dünya Bankasının kapısında olmayacak. Türkiye 7 Haziran seçimlerinde göreceksiniz, AK Parti hükümetleri yoluna devam edecek. AK Parti hizmet hükümetleri yoluna devam edecek" diye konuştu.

"ASGARİ ÜCRET ARTARSA EN ÇOK SEVİNEN BEN OLURUM"
             İşçilere asgari ücrete ilişkin bilgi veren Bakan Zeybekci, asgari ücretin hükümet tarafından belirlenmediğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Asgari ücret artığı zaman bundan en çok sevinen çalışanlar ve ekonomi bakanı olarak ben olurum. Vergi gelirleri ve sigorta gelirleri artar. Bütçe açığı azalır ama bu ülkede asgari ücret onların dediği gibi artmaz. 2003'de bu ülkede asgari ücretin karşılığı 129-130 dolardı, şimdi 430 doların üzerinde. Türkiye kalkınırsa asgari ücret artar, Türkiye büyürse asgari ücret artar. Kişi başına düşen milli gelir artarsa asgari ücret artar."

Devamını oku...

Filenin sultanları panzer gibi !


            A Milli Kadın Voleybol Takımı, Montrö Masters Turnuvası'nda, Almanya'yı 3-1 yendi.
İsviçre'nin Montrö kentinde düzenlenen turnuvada B Grubu'nda mücadele eden milli takım, ikinci maçında Almanya ile karşılaştı.
Turnuvaya dün 3-0'lık Japonya mağlubiyeti ile kötü başlayan Türkiye, Almanya karşısında ilk seti de 17-25 kaybetmesine rağmen diğer setleri   25-22, 25-16 ve 25-14 alarak karşılaşmadan 3-1 galip ayrıldı.
"Filenin Sultanları" yarın gruptaki üçüncü ve son maçında TSİ 22.00'de İtalya ile karşılaşacak.
A Grubu'nda Çin, Dominik Cumhuriyeti, Hollanda ve Rusya'nın yer aldığı turnuvada, grupları ilk iki sırada tamamlayacak takımlar çapraz olarak yarı finalde eşleşecek.
Devamını oku...

Eses'te Yeni liste gündemde

             Eskişehirspor’da Kongre yaklaşırken ortaya çıkan adayların hiçbir plan, proje ve finansal kaynağının olmayışı camiayı tedirgin ediyor. Yeni bir aday çıkacak umudu ile bakılan Erdoğan Tekgöz’ün yine son dakika çekilmesi taraftarı umutsuzluğa itti. Mesut Hoşcan Yönetiminde  bulunan Mustafa Akgören ile Fatih Sezer  istedikleri ve bekledikleri yönetim sisteminin olmadığını iddia ederek istifa etmişti. İstifa ederken de Olağanüstü Kongre kararı alınmasını sağlamışlardı. Ancak istenen, beklenen ve umutlandıran bir adayın çıkmaması ve de algülüm vergülüm sisteminin yeniden geleceği intibası işleri değiştirdi. Mustafa Akgören ve arkadaşlarını hareketlendiren bu tablo rüzgarı başka yönden estirdi. Mustafa Akgören ve Fatih Sezer’in yakın dostları ile camiadan gelen baskıların liste yapmaları yönünde olduğu duyumları kulaktan kulağa konuşuluyor. Akgören’e sen başkan ol baskısı Genel Kurul üyeleri tarafından da yapılınca ekibin plan, program ve bütçehazırlığı yapmak için düğmeye bastıkları ifade edildi. Kongreden 1 gün önce adaylıklarını güçlü bir yönetim ile açıklayabilecekleri gelen duyumlar arasında yer alan Mustafa Akgören ile ekibinin ne yapacağı merakla bekleniyor. Dün akşam gece geç saatlere kadar toplantı yaptıkları öğrenilen ekibin adaylığını açıklamasına kesin gözüyle bakılıyor. 
Eskisehirspor.com

Devamını oku...

Duygu Fırat: Hedefim milli takım


Geçtiğimiz sezon Ormanspor’un TKBL’ye yükselmesinde önemli bir pay sahibi olan Duygu Fırat’la geçtiğimiz sezonu ve bugünü konuştuk. Başarılı oyuncu 3×3 Milli takımından Hatay mutfağına birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu.

Basketdergisi: Gectigimiz sezon başında radikal bir karar verip ikinci ligde Ormanspor’a transfer olmuştun bugun baktığında sence bu doğru bir karar miydi?

Duygu Fırat: Sezon sonu geldiğinde hayatıma yeni bir sayfa açmak istemiştim.Bunun içinde yeni bir hikayeye ihtiyacım vardı.Gelen teklifler arasında bana en heyecan vereni Ormanspor olmuştu çünkü genç yaşımda liderlik vasfımı geliştireceğim ve daha önce almadığım kadar sorumluluk alacağım bir kulüptü.Sezon sonu geldiğinde tüm hedeflerime ulaştığımı gördüm.Takımımız lige çıkmıştı ve bende hatırı sayılır bir istatistikle sezonu tamamlamıştım.Yakın hedeflerime ulaştığım,uzak hedeflerime ise bir adım daha yaklaştığım bir sezon oldu.

Basketdergisi: Ağustos ayı itibariyle yeni takimin Hatay Büyükşehir Belediyesi’ne katildin. Senin icin yeni bir şehir yeni bir takim neler söylemek istersin?

Duygu Fırat: Hatay Büyükşehir BelediyeSpor bu sene her anlamda yenilenmiş bir kulüp.Hem idari hem de teknik açıdan beklentilerimin üstünde bir takım olduğunu söylemeliyim. Antrenörümüz Hakan Acer en küçüğünden en büyüğüne her oyuncusuyla tek tek ilgilenen bir antrenör.Bu konuda çok şanslıyız. Henüz bir ay olmasına rağmen burada geçirdiğim zaman ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlamamı sağladı. Hatay’ın çok özel bir il olduğunu buraya gelmeden önce de biliyordum.Bu kadar çeşitli kültürün bir arada huzur içinde varolduğunu görmek çok güzel ve bizim içinde burada yaşamak güzel bir hayat tecrübesi.

Basketdergisi: 3×3 Milli takimiyla bir deneyim yaşadin ve Avrupa Şampiyonasi’nda Çeyrek Final oynadiniz. Bu deneyimini bizimle paylaşir misin?

Duygu Fırat: 3×3 milli takım süreci benim için farklı bir deneyim oldu.Gün içerinde ardarda çok tempolu maçlar oynuyorduk.Takım olarak 4 kişiydik ve iyi bir uyum yakalayarak Riga’da şampiyon olduk.Böylece Bükreş’teki Avrupa Şampiyonasına katılmaya hak kazandık.Biz bu turnuvaya katılan ilk 3×3 A milli kadın basketbol takımıydık.Bu şampiyonada milli takım havasını,ruhunu ne kadar çok sevdiğimi hatırladım ve benim için özlem giderme süreci oldu diyebilirim.2015 yılı haziran ayında,çeyrek final oynadığımız için Bakü’deki 3×3 olimpiyatlarına katılmaya hak kazandık.

Basketdergisi: Gelecek sezonla ilgili hedeflerini bizimle paylaşir misin ?

Duygu Fırat: Takım olarak ilk hedefimiz saha içinde ve dışında takım ruhunu yakalamak ve uyum içinde olmaktı,bunu kısmen başardığımızı düşünüyorum.Türkiye Kupası finallerine kalmak ve playoff oynamak ise sezon içi hedeflerimiz.Her sezon aldığım farklı görevler doğrultusunda,değişmeyen A milli takım hedefimin gidiş yolunu revize ediyorum,seçilmeyi hak edecek bir performans göstermeye çalışıyorum.

Basketdergisi: Hatay mutfagiyla unlu bir şehrimiz bunu deneyimleme firsati bulabildin mi?

Duygu Fırat: Hatay bircok kulturu bunyesinde barindirdigi icin damak tadi acisindan da cok zengin bir mutfaga sahip.her zevke hitap edicek yemek bulmak mumkun. Takim arkadaslarimla firsat buldukca Hatay mutfagina ait tadlar deniyoruz. Bunlar arasinda favorim aşur.


www.basketdergisi.com dan alıntıdır.
Devamını oku...

KAYSERİ İŞİ MİNARE

 Haber: Sedat Özsu
             Kayseri’nin Kocasinan ilçesinde bulunan bir iş merkezinin yangın merdiveni, iş merkezinin bitişiğinde bulunan mescidin minaresi haline getirildi. Merdivenli minare, hem yangın merdiveni hem de cami minaresi olarak kullanılıyor.
            1980’li yıllarda inşaa edilen İş Merkezi’ne, 10 yıl sonra yangın merdiveni yapıldı. Daha sonra iş merkezinin bitişiğine inşaa edilen Hacı Seyid  mescidi, mahalle halkına hizmete açıldı. 2011 yılının Ocak ayında mescidin minare ihtiyacını gidermek amacıyla, iş hanının yangın merdiveni minareye çevrildi. Yangın merdivenli minare şu sıralar hem yangın merdiveni hem de minare olarak kullanılıyor.
CEPHESİ KAPALI YANGIN MERDİVENİ OLUR MU?
              Binalarda yangın merdivenleri, bina güvenliği ve afet yapılanması hakkında bilgi veren, İnşaat Mühendisi Emre Şenel, yangın merdivenlerinin dış cephesinin duman yoğunluğu riskinden dolayı açık olması gerektiğini söyledi. Ayrıca minareli merdivenin cephesinin yanıcı maddeyle kaplı olduğunu söyleyen Şenel, herhangi bir olası yangında felakete yol açabileceğine vurgu yaptı. Şenel,”Bu tarz durumlar halk arasında pratiklik ve zekilik olarak görülsede aslında çok tehlikeli hareketler. Kimse sonunu düşünmüyor, olabilecekleri tahmin etmiyor hep bir tedbirsizlik hep bir ihmalkarlık. Hükümet yetkililerinin bu tarz durumlara müdahale etmesi gerekir. Bunların denetimi yapılmalı. Binalarda yangın tüpleri, yangın merdivenleri, yangın alarm sistemleri kontrol edilmeli. İnsan hayatı bu kadar ucuz olamaz” dedi.
“CEMAAT YARDIM ETTİ DE BİZ Mİ MİNARE DİKMEDİK”
Mescidin ilk yapıldığı yıllarda minare yapılmasına imardan izin çıkmadığını söyleyen mescit cemaatinden Akif Eryılmaz, imardan izin çıktıktan sonra da maddi imkansızlıklar dolayısıyla minare yapamadıklarını ifade etti. Eryılmaz”Mescidimizin minaresi olmadığı için kendimiz böyle bir çözüm düşündük. Beton minare yapımı çok pahalıydı bizde aramızda para topladık. El birliği ile yangın merdiveninin etrafını sert plastikle kapladık. Cemaat olarak kimseden destek görmedik. Minare oluştuktan sonra böyle güzel olacağını düşünmemiştik. Bizce çok güzel oldu mescidin minare ihtiyacı vardı böylece hallettik” şeklinde konuştu.
''YANGINI GÖZYAŞLARINIZLA SÖNDÜREMEZSİNİZ''
Yangın merdivenleri ve YSC (yangın söndürme cihazları) işiyle 10 yılı aşkın süredir ilgilenen Ömer Gökbuğa, yangın merdivenleri konusunda aydınlatıcı bilgiler verdi. Gökbuğa, ''Yangın konusu asla şakaya gelmez, yanlış yere yapılan yangın merdiveni bile gördüm ben. Yangın esnasında insanlar merdivene ulaşamamışlardı. O yüzden yangın merdivenleri çok iyi düşünülerek doğru yere ve etrafı kesinlikle açık olacak şekilde yapılmalıdır. Yangın merdivenleri hakkında bir diğer önemli unsur ise dayanılı olmalıdır. Aynı anda bütün apartmanın tahliyesi söz konusu olabilir'' dedi.
“KARADENİZ MİMARİSİ, KAYSERİ ZEKASI”
Yangın merdivenli minareyi gören vatandaşlarda şaşkınlığını gizleyemiyor. Mescidin bulunduğu mahalle içerisinde eczacılık yapan karadenizli  Mehmet Ali Yıldırım, karadenizde bu şekilde mimari eserlerin olduğunu söyleyerek bu minarenin tam Kayseri zekası ürünü olduğunu ifade etti. Yıldırım,”Kayserililer fazla masraf etmeyi sevmiyorlar, sonucunda böyle ucuz çözümler üretiyorlar. Mimari açıdan Karadeniz'de de böyle çözümler üretiliyor ama hepsi doğadan, yani mescidin yanında uygun bir ağaç varsa; ağacın önce budanıp sonra minare olarak kullanıldığına şahit olmuştum ” dedi.


Devamını oku...

TURŞUNUN ADRESİ İSTANBUL'DA EMİNÖNÜ KAYSERİ'DE BAYRAM USTA

             Niğdeli Bayram Aydoğan, 40 yıldır Kayseri'de Turşuculuk mesleğini yapıyor. Müşterilerinin kendisine 'Bayram Usta' şeklinde seslendiği  Bayram Aydoğan, 45 çeşit gıdanın turşusunu hazırladı.

Haber: Sedat Özsu

            Kayseri 27 Mayıs caddesinde küçük bir dükkanda mesleğini icra eden Bayram Aydoğan, 1974 yılında turşu işine başladı. Mesleğe başladığı ilk yıllarda, el arabasıyla sadece salatalık ve lahana turşusu satarak  geçimini sağlayan Aydoğan, müşterilerinin isteği üzerine  mesleğini 10 metrekarelik  bir dükkanda yapmaya  başladı. Turşu işine başladığı  ilk zamandan bu yana, hiç denenmemiş turşu çeşitleri  üzerine çalışan 'Bayram Usta' 40 yılda, 45'den fazla çeşit turşu denedi. 1970'li  yıllarda Kayseri'de hiç turşucu olmadığını söyleyen  Bayram Aydoğan,  'Neden Kayseri'de hiç  turşucu yok' sorusunu kendisine sorarak bu işe başladığını ifade etti.  Aydoğan, 40 yıldan bu yana Kayseri'nin artık kendisini benimsediğini belirterek ‘’ Kayseri'de hiç turşucu olmadığını fark ettim. Hemen  bir el arabası satın alarak, salatalık turşusuyla, kete (bazlama) satmaya başladım.  Sonra bir baktım akşama kadar bir araba turşuyu bitirmişim. 3 güne kalmadan zaten turşucu olduğuma inandım. Ardından ufak bir dükkan kiraladım. Bu sayede hem ekmeğimi kazanıyordum hem de sevdiğim işi yapıyordum. Benim için daha iyisi olamazdı’’ şeklinde kendini ifade etti. O yıllarda para kazanmanın kolay olmadığını, gerçekten ekmeğin aslanın ağzında olduğunu bizlere anlatmaya çalıştı. Ailesinin kendisinden bir şeyler beklediğini, eve ekmek getirmesinin muhakkak olduğunu ve ne yapalım ne edelim derken dükkan açmasının kaçınılmaz bir hal aldığını vurgulayarak şöyle devam etti; ‘’Dükkan açtıktan sonra gördüm ki bu işe merak eden bir çok Kayserili vatandaş varmış. Dükkana gelen müşterilerden aldığım fikirlerle yine değişik gıda maddelerinden turşu yapma denemelerime devam ettim. Bunlardan en çok sevilenleri satmaya, diğer ilginç turşu denemelerimi de dükkanımın vitrininde sergilemeye başladım. Aynı zamanda bu ilginç turşu denemeleri dükkanımın reklamı haline geldi ve işlerimiz rast gitti. Kayseri'de bu şekilde nam salmayı başardım.  İşte o günlerden beri bu dükkan, bu turşular benim her şeyim oldu" şeklinde konuştu.

"HER ŞEYİN TURŞUSUNU KURARIM, YETERKİ ZAMANINDA TUZLANSIN"
            Uzun zamandır Turşu çeşitleri üzerine çalışan 'Bayram Usta', her gıdanın hünerli ellerde turşusunun yapılabileceğini öne sürdü. 40 yılda 45'den fazla çeşit gıdanın turşusunu yapan Bayram Aydoğan, "Amacım kesinlikle, medyatik turşuculuk yapıp millete hava atmak değil. Ben yaptığım her turşuyu keyifle kurarım ve keyifle yerim. Aynı şekilde müşterilerimin de yemesini en azından tadına bakmasını isterim. Birçok turşu çeşidi denedim hatta bazılarını unuttum bile o kadar çok denemem var. Mesela, Yumurta, Balık, Muz, Şeftali, Çilek, Armut, Pezik, Fasulye, mantar, mısır, kozalak, nohut bunlardan bazıları diyebilirim." ifadelerini kullandı.

"YUMURTA VE BALIK TURŞUSUNA ÇOK ŞAŞIRIYORLAR
Bayram Aydoğan, yaptığı turşu çeşitlerinden, Balık ve Yumurta turşularının müşterilerini çok şaşırttığını belirterek," Balık ve Yumurta turşusunu  bazen nerden yaptım diyorum. Mesela bir hanım efendi geldi az önce iğrenç diyip geçti. Ama buna üzülmedim tabi ki. O benim emeğim. Tadını beğenenler bana yetiyor. Sevmeyen zaten yemez. Biz sevenler için yapıyoruz bu işi." dedi. Turşucu 'Bayram Usta' yaptığı bazı ilginç turşularının yurtdışında müşterilerinin olduğunu ve her sene dükkanını ziyarete gelip bu ürünleri ülkelerine götürüp oralarda da tüketildiğini vurguladı.



Devamını oku...

OSMANLI MOTİFLERİ ELLERİNDE CAN BULUYOR

                                                                                 Haber: Sedat Özsu
            Son zamanlarda moda olan Osmanlı dönemini konu alan dizilerin ve kına gecelerinin vazgeçilmezi olan 'Bindallı' adı verilen Osmanlı motifleriyle bezenmiş kıyafetler,  Eskişehir'de küçük bir atölyede Mengeloğlu tasarımlarıyla üretiliyor.
            Türk kültüründe genç kızların özellikle kına gecelerinde giydikleri bindallı denilen Osmanlı giysileri Eskişehir'de küçük bir atölyede üretiliyor. Eskiden sadece kına gecelerinde ve düğünlerde rağbet gören bu model elbiseler, son dönemde çekilen bir çok sinema ve dizi setlerinde aranılan eşyalar arasında üst sıralarda kendine yer buluyor. Elbiselerin tasarımını atölyenin sahibi Gazanfer Mengeloğlu'nun hayat arkadaşı Mine Mengeloğlu yapıyor. Mine hanım eşinin yaptığı bu işe hem destek olduğunu hem de çizim yapmanın çok zevkli bir iş olduğunu ifade ederek '' Eşimle birlikte 1999 senesinden beri bu işi yapmaktayız. Bu iş çok sabır isteyen bir iş. Öncelikle tasarım yapmak zorundasınız.  Sonra belirlediğiniz kalıplara göre elbisenin kumaşı kesilmeli ve işin en zor kısımlarından birisi olan tasarladığımız modeli kestiğimiz kumaşa aktarmak. Özel olarak hazırladığımız simli tutkalları  iyicene karıştırıyoruz, daha sonra bunu küçük kaplar aracılığı ile modelini çizdiğimiz kumaşın üzerine işliyoruz ve 1 gün kurumaya bırakıyoruz. Ardından kuruyan parçalar birbirine dikiliyor ve elbise tamamlanıyor'' dedi.
MODELLERİNİ TESCİL ETTİRDİ
            Osmanlı motiflerinin kullanıldığı medya yapımları revaçta olduğu sürece eserlerine talebin artacağını belirten Emine Mengeloğlu, Bindallı modellerinin satışının iyi gittiğini belirtti. Motiflerden bahseden Mengeloğlu, ''Osmanlı'da bir çok model var. Bunlardan en çok talep edilenleri  'Hürrem Modeli', 'Lalezar Modeli', 'Alya Sultan Modeli'. Ben bu modelleri çizmekle yetinmeyip kendi çizdiğim özgün motifleri Türk Patent Enstitüsü'nde tescil ettirdim. Böylece saydığım motiflerin yanı sıra alternatif modelleri de satışa sunmuş olduk. Farklı bir şeyler isteyen müşteriler gelebiliyor onlarda benim modellerimi tercih ediyorlar'' şeklinde konuştu.
''ATÖLYE TİPİNDE TEKNOLOJİYİ GELİŞTİRDİK''
            16 yıldır bu sektörün içinde olan Mengeloğlu kendilerini sürekli yeniliklere açık tutarak yeni buluşlara imza attıklarını ve sektöre armağan ettiklerini söyleyen Mengeloğlu, ''İnsan ne iş olursa olsun yaptığı işi severek yapmalı. Kendisini ve işini daima ileri taşıyacak adımlar atmalı. Bizde yıllardır icra ettiğimiz mesleğimize yıkanabilir baskı tekniğini getirdik. Bu teknik sayesinde 1000 tl'lik bir kıyafeti satın alamayan müşterilerimiz geceliği 50 tl gibi makul bir fiyata bu kıyafetleri kiralayabiliyorlar. Ayrıca motifleri kumaşa aktarırken geliştirdiğimiz florasanlı yansıtma tekniğiyle artık kumaşa çizim yapmakla uğraşmıyoruz buda bize zamandan tasarruf ettiriyor.'' şeklinde konuştu.

''HATASIZ OLMALISINIZ''
            Uzun yıllardır bu sektörün içinde olan Gazanfer Mengeloğlu, yanında çalıştırdığı işçilerinde eskiden terzilik gibi el yeteneği gerektiren işlerden gelme olduğunu belirtti. Atölyede  toplam 4 kişi çalıştıklarını söyleyen Mengeloğlu  ''Bu iş için ellerinizi iyi kullanıyor olmalısınız yoksa tamamlanmasına çok az kalan bir elbiseyi çöpe gönderebilirsiniz. Bu iş için usta elleriniz olmalı, herkesin becerebileceği bir iş değil. Sonuna kadar hatasız gittiğiniz simleme işleminde son anda yanlış bir el hareketiyle elbiseniz mahvolur ve başa dönersiniz'' dedi.                                                                
Devamını oku...

"DUY VE KULAÇ AT"

Haber: Sedat Özsu
     Engelliler arasında en çok yardıma muhtaç bireylerin başında geliyor görme engelliler. Sosyal yaşamları hummalı bir gayret gerektirse de, görme engelli vatandaşların spora olan ilgisi oldukça fazla. Kayseri'de yüzme branşında 20 görme engelli yüzücü bulunuyor.
     Kayseri Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü tarafından, görme engellilere yönelik düzenlenen yüzme kursuna katılan 20 görme engelli vatandaş hem yüzmeyi öğreniyor hem de engelleri aşıyor. Görme engellilerin yüzme esnasında yön bulmaları da hedef noktasında bulunan zil  sesi yardımıyla gerçekleşiyor. Başlangıç noktasından kulaç atmaya başlayan yüzücüler, sesin geldiği alana doğru ilerliyor. Görme engellilere yönelik verilen kurs hakkında bilgi veren, Yüzme Antrenörü Vacid Köse, görme engellilere yüzmeyi öğretmekten dolayı mutluluk duyduğunu söyleyerek, zor olanın bir eğitmen için en ideal olan eğitim olduğunu ifade etti. Normal insanlara kıyasla görme engellilerin yüzme eğitiminin daha zor olduğunu belirten Köse, şu ana kadar 15 kişinin yüzmeyi öğrendiğini söyledi.
SESSİZ YARIŞLAR
      Görme engelli yüzücülerin yönlerini bulabilmeleri için karşı taraftan gelen zil sesine odaklanmaları gerekiyor. Yüzücülerin bu sesi duyabilmeleri içinde yüzme salonlarında müsabakaları izleyen seyirciler sessiz olmaları konusunda uyarılıyor. Seyircilerden gelen sesin sporcuları etkilediğini belirten Köse," Müsabakalarda ses anlamında çok sıkıntı çekiyoruz. Sporcuların hedef sesine odaklanmaları gerekiyor. Tabi bu sporcuların görme engeli  derecesine göre de değişir. Sessiz ortamlarda gerçekleşen yarışlar daha çekişmeli geçiyor" dedi.
"ÖĞRETMEKTE ZOR ÖĞRENMEKTE" 
     8 ay önce yüzme eğitimi almaya başlayan görme engelli kursiyerler, eğitmenlerinin ve arkadaşlarının beğenisini topluyor. Köse, ” İl Müdürlüğümüzün sayesinde kurslar cumartesi ve pazar günleri oluyor. 20 kişilik bir grupla başladık yani çoğunluğu da 20 kişinin yani 15 in üzerindekiler yüzmeyi öğrendi. Görme engellilerin normal insanlara göre öğrenmesi daha zor gösterdiğiniz hareketi görmüyorlar onlara hareketi kendi üzerlerinde göstererek öğretmeye çalışıyoruz yüzme çok zor bir spor olmadığı için çünkü bir şekilde suyun kaldırma kuvveti olduğu için su da yüzerliliği sağlıyor. Normal insanlara göre çok iyi seviyede yüzmelerini bekleyemeyiz çünkü o kadar yapamıyorlar.Göremiyorlar ama kendilerini kurtaracak kadar yüzme öğretiyoruz. Görme engeli yüzmesine kesinlikle engel değil. Bütün engelli kardeşlerimizi yüzmeye davet ediyoruz burada biz onlara en iyi şekilde yüzmeyi öğretiyoruz bu eğitimi veriyoruz havuzumuzun saatleri görme engelli vatandaşlarımız geldiğinde sadece onlara ayrılıyor çünkü normal vatandaşlarla aynı saatte olması sıkıntı oluyor. Bu saatte sadece görme engelli vatandaşlarımıza ayırıyoruz. ‘’ şeklinde konuştu.
Devamını oku...

YÜZDE 1 GÖRME ORANIYLA HUKUK FAKÜLTESİNDEN MEZUN OLDU

 Haber: Sedat Özsu
Kayseri’nin Melikgazi İlçesi’nde yaşayan İbrahim Yirçi’nin, çocukluk yıllarında geçirdiği hastalık, geri kalan hayatının kararmasına sebep oldu. 38 yıldır görme engelli olan İbrahim Yirçi, 2004 yılında Hukuk Fakültesi’nden mezun olarak, çevresinin takdirini topladı.
            Azmiyle, Kayseri’de adından sıkça söz ettiren, 42 yaşındaki yüzde 98 görme engeli olan İbrahim Yirçi, 1994 yılında kazandığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni, bir yıl sonra ailevi bir sebepten dolayı bırakmak zorunda kaldı. 2001 yılında çıkan öğrenci affından faydalanarak eğitim hayatına devam eden Yirçi, 2004 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Üniversiteyi bıraktığı dönemde, Kayseri Kültür ve Turizm İl Müdürlüğüne İdari Şef olarak atanan Yirçi, hala Kayseri Atatürk Evi’nde yaptığı görev sebebiyle avukatlık yapmadığını söyledi. Üniversiteyi kazandığı yıllarda yakın çevresinden tepki aldığını ifade eden İbrahim Yirçi, 'yapamazsın' diyenlerin olduğunu, okulu bırakması gerektiği şeklinde tavsiyeler aldığını söyleyerek, "Başardım. Eğitim alanında gayretli bir insanım” dedi. Lise yıllarında Hukuk Fakültesi’ni kazanmak istediğini söyleyen Yirçi, “Hukuk alanında eğitim almaya, lisede okuduğum yıllarda karar vermiştim. Sonrasında da tüm tercihlerimi hukuk fakültesi alanında yapmıştım. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni de kazandım. Okudum. Bir müddet ara verdim. Sonra eğitimimi tamamladım. Ama kamu çalışanı olduğum için avukatlığa geçme imkanım olmadı. Ama hukuk ile ilgili hala kendimi yetiştiriyorum. Herkes takdirle karşıladı. Hukuk fakültesini okumak büyük bir gayret gerektiriyordu. Tabi ki şimdi üniversiteyi bitirdikten sonra bir de o meslekte başarılı olmak var. Ben mesleğe geçiş yapamayınca meslek alanında başarı gösteremedim. Ama ülkemizde mesleki alanda da başarı gösteren bir çok engelli arkadaşımız var” şeklinde konuştu.

“İKİNCİ ÜNİVERSİTEYİ OKUYORUM”
             Sadece normal insanlar için değil bir engelli birey için de eğitimin şart olduğunu söyleyen Yirçi, ”Eğer hayatta başarılı olmak, toplum tarafından kabul görülmek ve ideallerini gerçekleştirmek istiyorlarsa eğitim alanında sonuna kadar mücadele etmeleri gerekiyor. Devletin imkanlarını kullanarak başarılı olabilirler. Ankara Üniversite’si Hukuk Fakültesi mezunuyum. Hali hazırda da ikinci üniversiteyi okuyorum. İkinci üniversiteyi de Sosyoloji alanında okuyorum. Aynı zamanda görme engelliler alanında bir çok sosyal etkinliğe katılıyorum” diye konuştu.

                                                                                        

Devamını oku...

ÖDÜNÇ TEPSİ İLE PATRON OLDU

Haber: Sedat Özsu
            Kayserili kadın girişimci Gönül Odabaşı 14 yıl önce komşusundan ödünç  tepsi alarak başladığı Baklava işinde, işletme sahibi oldu.         
         Kayseri'nin Kocasinan İlçesi'nde ikamet eden, 58 yaşındaki  Gönül Odabaşı, 2000 yılında, Bayramlarda baklava yaparak satmaya karar verdi. Komşusundan ödünç  bir tepsi alarak işe koyulan Odabaşı, elinde bulunan tüm paraya beş kilo yağ ile beş kilo un satın aldı. 14 yıl önce yaptığı 2 tepsi baklavayı satarak ilk karını elde eden Odabaşı, şimdi sahibi olduğu işletmede yöneticilik görevini yapıyor. İlk olarak,  kendi evinde yaptığı baklavaları satarak işe başladığını söyleyen Odabaşı, gıda sektörüne özel günlerde gelen siparişleri hazırlayarak girdiğini belirtti. Kadın Girişimci, müşterilerinin gün geçtikçe arttığını ifade ederek," 14 yıl önce evimde yapıyordum özel müşterilerim vardı, sonradan ufak bir dükkan açtım işimi geliştirdim hiç bir kredi kullanmadan hiç bir destek almadan 5 kilo unla 5 kilo yağ ile ben bu işin başına geçtim. Şu anda börek, yufka, açma kete, gözleme, kuru pasta çeşitleri,kek,tüm unlu mamülleri de üretiyorum" dedi.
"BU KADARINI HAYAL ETMEMİŞTİM"
         Misafirlerinin baklavalarını çok beğendiğini söyleyen Gönül Odabaşı, tatlılarını beğenen tanıdıklarından gelen siparişleri hazırlayarak bu işe başladığını, bu kadar ilerleme kat edeceğini tahmin etmediğini ifade etti. Odabaşı " Geçimimizi bundan sağladık şimdi çocuklarımın hepsi evli, hepsinin hali vakti yerinde ama ben bu işi hobi olaraktan yapıyorum boş durmayı sevmiyorum alıştım işe şimdi bırakmak istemiyorum yeniden doğsam yine bu işi yaparım çünkü işimi seviyorum" şeklinde konuştu.
"GEZMEK İLE ELİNİZE BİR ŞEY GEÇMEZ"
         Tek başına baklava işine başlayan kadın girişimci Odabaşı'nın imalathanesinde 15 işçi  çalışıyor. Kadınların gezmeyle tozmayla aile bütçesine zararda bulunduklarını, boş yere masraf ettiklerini söyleyen Odabaşı her kadının ailesine maddi yönden katkıda bulunmasını içtenlikle dile getiriyor. Hemcinslerine de tavsiyelerde bulunan Gönül Odabaşı " Herkes bildiği işin üzerinde çalışırsa, herkes bir işler yaparsa herkes böyle bir işyeri açarsa gerçekten Türkiye’de hiç kimse fakirlik yokluk çekmez beylerine, çocuklarına destek olurlar, tüm bayanlara sesleniyorum gezmekle ellerine hiç bir şey geçmez çalışsınlar kendilerine iş yeri kursunlar diyorum. Çok zor ama çok zevkli zor olan bir iş zevklide oluyor,dinlenmemiz yok bir gezmemiz yok özel bir yaşantımız yok sürekli gece gündüz çalışıyoruz." ifadelerini kullandı.
"YETİŞTİRDİĞİM ELEMAN SAYISINI HATIRLAMIYORUM"
         İşe ilk başladığı günden bu yana sektöre bir çok eleman yetiştirdiğini söyleyen Odabaşı," Ben buradan çok eleman yetiştirdim halada yetiştirmeye devam ediyorum varsın yetişsinler varsın başka yerlerde de yapsınlar ben bu işi severek yapıyorum ömrümün sonuna kadarda bırakmayı düşünmüyorum" şeklinde konuştu, ayrıca yanında hiçbir şey bilmeden işe başlayıp, işi öğrendikten sonra kendilerine dükkan açan elemanlarının artık birer usta olduğunu da ifade etti.
"BÜTÜN BAYANLARA ÖRNEK OLUYOR"
Kayserili kadın girişimci Odabaşı Esnaf arkadaşlarının ve hemcinslerinin de takdirini topluyor. Odabaşı'nın tüm kadınlara örnek teşkil ettiğini söyleyen, Türkiye Kadın Girişimciler Platformu Asil Üyesi Ayça Gündoğdu, "Biz Gönül Hanımla yıllardır ticaret yapıyoruz. Ticaretinde çok düzgün,düzenli. Zaten kendisi peşin alışveriş yapan biri ve bir bayan girişimci olduğu için de çok memnunuz biz kendisinden. Bütün bayanlara da örnek olduğunu düşünüyorum ben. Biz aslında bayanlarında bu sektörde çoğalmasını çok istiyoruz" dedi. 
Devamını oku...

YILLARIN ESKİTEMEDİĞİ ANTİKACI

     Nerede Eskimiş bir eşya görse, önce tozunu siler ardından yıllanmış rafına bırakıverir Osman Baba. Kayserili Antikacı Osman Baba'nın 64 yıllık iş geleneği  bundan oluşuyor. Ne yıllar onu eskitebildi, nede Osman Baba Antikalarını...

      Kayseri'deki mütevazi dükkanında eski eşyaları alıp satan antikacı Osman Baba, mesleğini 1950'den beri büyük bir aşkla yapıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla Kayseri Vezirhanı’nda bulunan küçük dükkanını müşterilerine hazırlamaya başlayan Osman Baba ilk olarak dükkanında mevcut bütün eşyaları elden geçirir. Tozunu alır, rafa koyar ve antikalarıyla beraber müşterilerini bekler. Müşterileri çok az olsa da o 64 yıldır dükkanını büyük aşk ile kayseri halkına açıyor. Dükkanında bulunan antika eşyaları özenle muhafaza eden Osman Baba’ya ait bin parçadan fazla eşya bulunuyor. Baba, zamanının büyük bir kısmını içerisinde 500’den parça eşyanın bulunduğu antika dükkanında geçiriyor.
“HOBİ OLARAK BAŞLADIM HERŞEYİM OLDU”
       Yılların eskitemediği Kayserili Antikacı, 1950 yılında bu işe hobi  olarak başlıyor. Sağdan soldan topladığı eski  eşyaları  evinin bir köşesinde biriktiriyor. Ardından bu işe daha da fazla  bağlanıyor. Yıllar Osman Babayı belki eskitiyor, fakat Osman Baba gözü gibi baktığı eşyaları hiç eskitmiyor. Mesleğe ilk başladığı yıllarda bu işin değer gören bir meslek olduğunu söyleyen Osman Baba,” Ah nerede eski  antikacılık mesleği. Bu iş kesinlikle para işi değil. Biz bu işe gönül vererek  başladık. Ben bu mesleğe hobi olarak başladım. İlk antikam da bir biblodur. Hala saklarım. Sonrasında mesleğim oluverdi. Bu eşyaların hepsi  benim çocuğum gibidir. Elime geldiğimde bağlanırım. Müşterisi  çıktığında ayrılmak çok zor olur. Tarif edilemez bir duygu. Bazı eşyaları satmak istemediğim bile oluyor. Her gün sabah namazıyla dükkanımı açarım. Müşteri  gelmese de olur. Ben esnaflığın gerektirdiği davranışı sergileyeyim de gerisi önemsiz. Önemli  olan esnaf olabilmek.” şeklinde konuştu.
DEFİNECİ DEĞİL, ANTİKACIYIZ
        Toprak altından çıkan tarihi eserleri asla dükkanına sokmadığını söyleyen Baba, en eski eşyasının Roma döneminden kalan bir biblo olduğunu ifade etti. Baba, antikacılık işine 64 yıl önce hobi olarak başladığını belirterek, ”Bazı insanlar bizi defineci sanıyor. Ama bu iş çok farklı bir iş. Toprak altı malzemeleri kesinlikle dükkanıma sokmam. O iş bize göre değil, cezası var. Bu ülkenin tarihine zarar vermeyiz bizler.” dedi.
ONDAN ESKİSİ YOK
       Antikacı Baba, Kayseri'nin en eski  Antikacısı olma özelliğini taşıyor. Baba daha önceden yetiştirdiği  kalfalar ile sektöre katkıda da bulunmuş. Bu işin ileride yok olma tehlikesi altında olduğunu söyleyen Baba,” Kayseri'de benden eskisi yok. Benim başladığım yıllarda vardı. Ama artık kimse kalmadı bende eskilerin aşığıyım. O yüzden bu işi bırakamıyorum. Bırakmak ta istemiyorum. Tek korkum kimseye miras bırakamayacağım bu mesleği.” ifadelerini kullandı.
Devamını oku...