Türkiye genelinde partilerin oy dağılımı şöyle: AKP: %40.9 CHP: %25.0 MHP: %16.3 HDP: %13.1 SAADET: %02.1
8 Haziran 2015 Pazartesi
7 Haziran 2015 Pazar
Genel seçimler sonuçlarını bekliyor...
Türkiye'de 2015 milletvekili genel seçimleri 7 Haziran pazar günü oy kullanma süresi tamamlandı.
Tüm ülkenin merakla beklediği genel seçimler sandıkların yavaş yavaş açılmasıyla sonuçlanmaya başladı. Saat 17:00 te son bulan oy atma işleminin net sonuçları gecenin ilerleyen saatlerinde neticeye ulaşacaktır. Vatanımızın bütünlüğüne hayırlı sonuçlar temennisiyle sonuçları beklemeye devam ediyoruz.
6 Haziran 2015 Cumartesi
Eskişehirspor'da flaş gelişme!
Spor Toto
Süper Lig ekiplerinden Eskişehirspor'da, teknik direktör Michael Skibbe'nin
sözleşmesi 2 yıl uzatıldı.
Mesut Hoşcan
başkanlığındaki siyah-kırmızılı yönetim, geçen hafta gerçekleştirilen
olağanüstü genel kurulun ardından Skibbe'nin sözleşmesini 3 yıla çıkarttı.
Alman teknik adamın, sözleşmesindeki ücrette önemli indirime gittiği öğrenildi.
İsviçre'nin
Grasshopper takımını çalıştırırken devre arasında Eskişehirspor ile 1,5
yıllığına anlaşan Alman teknik adam, siyah-kırmızılı takımın başında 18 maçta 6
galibiyet, 5 beraberlik, 7 de mağlubiyet yaşadı.
28 Mayıs 2015 Perşembe
Ekonomi Bakanı Zeybekci'den Asgari ücret açıklaması
Anadolu
Ajansı
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye büyürse asgari ücretin artabileceğini söyledi.
Ekonomi
Bakanı Nihat Zeybekci, 2003 yılında Türkiye'de asgari ücretin karşılığının
129-130 dolar olduğunu belirterek, "Şimdi 430 doların üzerinde. Türkiye
kalkınırsa asgari ücret artar, Türkiye büyürse asgari ücret artar. Kişi başına
düşen milli gelir artarsa asgari ücret de artar" dedi.
Bakan Zeybekci, Denizli programı kapsamında bir tekstil firmasında çalışan işçilerle fabrikada bir araya geldi.
Zeybekci, burada yaptığı konuşmada, işçilere partisinin projelerini anlattı. Denizli'nin Türkiye siyasetinin lider şehirleri arasına girdiğini ifade eden Zeybekci, bunu Denizlilerle birlikte başardıklarını dile getirdi.
Koalisyon hükümetlerinin ülke ekonomisini iyi yönetemediğini, koalisyon dönemlerinde başbakan ve başbakan yardımcılarının IMF memurlarının önünde "el pençe divan" durduğunu söyleyen Zeybekci, "O memur, olumsuz rapor verirse, IMF'den o kredi dilimi gelmediği zaman Türkiye yerle bir olurdu. Yarın Türkiye'de bankaların ne olacağı belli değildi. Çünkü 26 tane banka bu ülkede batırıldı, 60 milyar dolar yük bizim üzerimize geldi. Bunları biz ödedik, AK Parti hükumetleri ödedi, milletin parası ve hazinesiyle ödendi. Konut edindirme, zorunlu tasarruf vardı, ikisinin toplamı 22 katrilyondu, bunların tamamı ödendi. Devlet millete borçluydu, dünyaya borçluydu. Bu devlet bu ülke o bütün o borç taksitlerini iki yıl önce borcunu sıfırladı, 'haydi güle güle artık görüşmeyelim' dedi" ifadelerini kullandı.
Bakan Zeybekci, Denizli programı kapsamında bir tekstil firmasında çalışan işçilerle fabrikada bir araya geldi.
Zeybekci, burada yaptığı konuşmada, işçilere partisinin projelerini anlattı. Denizli'nin Türkiye siyasetinin lider şehirleri arasına girdiğini ifade eden Zeybekci, bunu Denizlilerle birlikte başardıklarını dile getirdi.
Koalisyon hükümetlerinin ülke ekonomisini iyi yönetemediğini, koalisyon dönemlerinde başbakan ve başbakan yardımcılarının IMF memurlarının önünde "el pençe divan" durduğunu söyleyen Zeybekci, "O memur, olumsuz rapor verirse, IMF'den o kredi dilimi gelmediği zaman Türkiye yerle bir olurdu. Yarın Türkiye'de bankaların ne olacağı belli değildi. Çünkü 26 tane banka bu ülkede batırıldı, 60 milyar dolar yük bizim üzerimize geldi. Bunları biz ödedik, AK Parti hükumetleri ödedi, milletin parası ve hazinesiyle ödendi. Konut edindirme, zorunlu tasarruf vardı, ikisinin toplamı 22 katrilyondu, bunların tamamı ödendi. Devlet millete borçluydu, dünyaya borçluydu. Bu devlet bu ülke o bütün o borç taksitlerini iki yıl önce borcunu sıfırladı, 'haydi güle güle artık görüşmeyelim' dedi" ifadelerini kullandı.
Bakan Zeybekci, Türkiye'de asla ve asla bir daha koalisyon olmayacağını vurgulayarak, "Türkiye'ye bir daha IMF gelemeyecek. Türkiye bir daha Dünya Bankasının kapısında olmayacak. Türkiye 7 Haziran seçimlerinde göreceksiniz, AK Parti hükümetleri yoluna devam edecek. AK Parti hizmet hükümetleri yoluna devam edecek" diye konuştu.
"ASGARİ ÜCRET ARTARSA EN ÇOK SEVİNEN BEN OLURUM"
İşçilere asgari ücrete ilişkin bilgi veren Bakan Zeybekci, asgari ücretin hükümet tarafından belirlenmediğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Asgari
ücret artığı zaman bundan en çok sevinen çalışanlar ve ekonomi bakanı olarak
ben olurum. Vergi gelirleri ve sigorta gelirleri artar. Bütçe açığı azalır ama
bu ülkede asgari ücret onların dediği gibi artmaz. 2003'de bu ülkede asgari
ücretin karşılığı 129-130 dolardı, şimdi 430 doların üzerinde. Türkiye
kalkınırsa asgari ücret artar, Türkiye büyürse asgari ücret artar. Kişi başına
düşen milli gelir artarsa asgari ücret artar."
Filenin sultanları panzer gibi !
A Milli
Kadın Voleybol Takımı, Montrö Masters Turnuvası'nda, Almanya'yı 3-1 yendi.
İsviçre'nin
Montrö kentinde düzenlenen turnuvada B Grubu'nda mücadele eden milli takım,
ikinci maçında Almanya ile karşılaştı.
Turnuvaya
dün 3-0'lık Japonya mağlubiyeti ile kötü başlayan Türkiye, Almanya karşısında
ilk seti de 17-25 kaybetmesine rağmen diğer setleri 25-22, 25-16 ve
25-14 alarak karşılaşmadan 3-1 galip ayrıldı.
"Filenin
Sultanları" yarın gruptaki üçüncü ve son maçında TSİ 22.00'de İtalya ile
karşılaşacak.
A Grubu'nda
Çin, Dominik Cumhuriyeti, Hollanda ve Rusya'nın yer aldığı turnuvada, grupları
ilk iki sırada tamamlayacak takımlar çapraz olarak yarı finalde eşleşecek.
Eses'te Yeni liste gündemde
Eskişehirspor’da
Kongre yaklaşırken ortaya çıkan adayların hiçbir plan, proje ve finansal
kaynağının olmayışı camiayı tedirgin ediyor. Yeni bir aday çıkacak umudu ile
bakılan Erdoğan Tekgöz’ün yine son dakika çekilmesi taraftarı umutsuzluğa itti.
Mesut Hoşcan Yönetiminde bulunan Mustafa Akgören ile Fatih Sezer
istedikleri ve bekledikleri yönetim sisteminin olmadığını iddia ederek istifa
etmişti. İstifa ederken de Olağanüstü Kongre kararı alınmasını sağlamışlardı.
Ancak istenen, beklenen ve umutlandıran bir adayın çıkmaması ve de algülüm
vergülüm sisteminin yeniden geleceği intibası işleri değiştirdi. Mustafa
Akgören ve arkadaşlarını hareketlendiren bu tablo rüzgarı başka yönden estirdi.
Mustafa Akgören ve Fatih Sezer’in yakın dostları ile camiadan gelen baskıların
liste yapmaları yönünde olduğu duyumları kulaktan kulağa konuşuluyor. Akgören’e
sen başkan ol baskısı Genel Kurul üyeleri tarafından da yapılınca ekibin plan,
program ve bütçehazırlığı yapmak için düğmeye bastıkları ifade edildi.
Kongreden 1 gün önce adaylıklarını güçlü bir yönetim ile açıklayabilecekleri
gelen duyumlar arasında yer alan Mustafa Akgören ile ekibinin ne yapacağı
merakla bekleniyor. Dün akşam gece geç saatlere kadar toplantı yaptıkları
öğrenilen ekibin adaylığını açıklamasına kesin gözüyle bakılıyor.
Duygu Fırat: Hedefim milli takım
Geçtiğimiz sezon Ormanspor’un TKBL’ye yükselmesinde önemli bir pay sahibi olan Duygu Fırat’la geçtiğimiz sezonu ve bugünü konuştuk. Başarılı oyuncu 3×3 Milli takımından Hatay mutfağına birçok konuda samimi açıklamalarda bulundu.Basketdergisi: Gectigimiz sezon başında radikal bir karar verip ikinci ligde Ormanspor’a transfer olmuştun bugun baktığında sence bu doğru bir karar miydi?
Duygu Fırat: Sezon sonu geldiğinde hayatıma yeni bir sayfa açmak istemiştim.Bunun içinde yeni bir hikayeye ihtiyacım vardı.Gelen teklifler arasında bana en heyecan vereni Ormanspor olmuştu çünkü genç yaşımda liderlik vasfımı geliştireceğim ve daha önce almadığım kadar sorumluluk alacağım bir kulüptü.Sezon sonu geldiğinde tüm hedeflerime ulaştığımı gördüm.Takımımız lige çıkmıştı ve bende hatırı sayılır bir istatistikle sezonu tamamlamıştım.Yakın hedeflerime ulaştığım,uzak hedeflerime ise bir adım daha yaklaştığım bir sezon oldu.
Basketdergisi: Ağustos ayı itibariyle yeni takimin Hatay Büyükşehir Belediyesi’ne katildin. Senin icin yeni bir şehir yeni bir takim neler söylemek istersin?
Duygu Fırat: Hatay Büyükşehir BelediyeSpor bu sene her anlamda yenilenmiş bir kulüp.Hem idari hem de teknik açıdan beklentilerimin üstünde bir takım olduğunu söylemeliyim. Antrenörümüz Hakan Acer en küçüğünden en büyüğüne her oyuncusuyla tek tek ilgilenen bir antrenör.Bu konuda çok şanslıyız. Henüz bir ay olmasına rağmen burada geçirdiğim zaman ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlamamı sağladı. Hatay’ın çok özel bir il olduğunu buraya gelmeden önce de biliyordum.Bu kadar çeşitli kültürün bir arada huzur içinde varolduğunu görmek çok güzel ve bizim içinde burada yaşamak güzel bir hayat tecrübesi.
Basketdergisi: 3×3 Milli takimiyla bir deneyim yaşadin ve Avrupa Şampiyonasi’nda Çeyrek Final oynadiniz. Bu deneyimini bizimle paylaşir misin?
Duygu Fırat: 3×3 milli takım süreci benim için farklı bir deneyim oldu.Gün içerinde ardarda çok tempolu maçlar oynuyorduk.Takım olarak 4 kişiydik ve iyi bir uyum yakalayarak Riga’da şampiyon olduk.Böylece Bükreş’teki Avrupa Şampiyonasına katılmaya hak kazandık.Biz bu turnuvaya katılan ilk 3×3 A milli kadın basketbol takımıydık.Bu şampiyonada milli takım havasını,ruhunu ne kadar çok sevdiğimi hatırladım ve benim için özlem giderme süreci oldu diyebilirim.2015 yılı haziran ayında,çeyrek final oynadığımız için Bakü’deki 3×3 olimpiyatlarına katılmaya hak kazandık.
Basketdergisi: Gelecek sezonla ilgili hedeflerini bizimle paylaşir misin ?
Duygu Fırat: Takım olarak ilk hedefimiz saha içinde ve dışında takım ruhunu yakalamak ve uyum içinde olmaktı,bunu kısmen başardığımızı düşünüyorum.Türkiye Kupası finallerine kalmak ve playoff oynamak ise sezon içi hedeflerimiz.Her sezon aldığım farklı görevler doğrultusunda,değişmeyen A milli takım hedefimin gidiş yolunu revize ediyorum,seçilmeyi hak edecek bir performans göstermeye çalışıyorum.
Basketdergisi: Hatay mutfagiyla unlu bir şehrimiz bunu deneyimleme firsati bulabildin mi?
Duygu Fırat: Hatay bircok kulturu bunyesinde barindirdigi icin damak tadi acisindan da cok zengin bir mutfaga sahip.her zevke hitap edicek yemek bulmak mumkun. Takim arkadaslarimla firsat buldukca Hatay mutfagina ait tadlar deniyoruz. Bunlar arasinda favorim aşur.
www.basketdergisi.com dan alıntıdır.
KAYSERİ İŞİ MİNARE
Kayseri’nin
Kocasinan ilçesinde bulunan bir iş merkezinin yangın merdiveni, iş merkezinin bitişiğinde bulunan mescidin minaresi haline getirildi. Merdivenli minare, hem
yangın merdiveni hem de cami minaresi olarak kullanılıyor.
1980’li yıllarda inşaa edilen İş Merkezi’ne, 10 yıl sonra yangın merdiveni
yapıldı. Daha sonra iş merkezinin bitişiğine inşaa edilen Hacı Seyid
mescidi, mahalle halkına hizmete açıldı. 2011 yılının Ocak ayında
mescidin minare ihtiyacını gidermek amacıyla, iş hanının yangın merdiveni
minareye çevrildi. Yangın merdivenli minare şu sıralar hem yangın merdiveni hem
de minare olarak kullanılıyor.
CEPHESİ
KAPALI YANGIN MERDİVENİ OLUR MU?
Binalarda
yangın merdivenleri, bina güvenliği ve afet yapılanması hakkında bilgi veren,
İnşaat Mühendisi Emre Şenel, yangın merdivenlerinin dış cephesinin duman
yoğunluğu riskinden dolayı açık olması gerektiğini söyledi. Ayrıca minareli
merdivenin cephesinin yanıcı maddeyle kaplı olduğunu söyleyen Şenel, herhangi
bir olası yangında felakete yol açabileceğine vurgu yaptı. Şenel,”Bu tarz
durumlar halk arasında pratiklik ve zekilik olarak görülsede aslında çok
tehlikeli hareketler. Kimse sonunu düşünmüyor, olabilecekleri tahmin etmiyor
hep bir tedbirsizlik hep bir ihmalkarlık. Hükümet yetkililerinin bu tarz
durumlara müdahale etmesi gerekir. Bunların denetimi yapılmalı. Binalarda
yangın tüpleri, yangın merdivenleri, yangın alarm sistemleri kontrol edilmeli.
İnsan hayatı bu kadar ucuz olamaz” dedi.
“CEMAAT
YARDIM ETTİ DE BİZ Mİ MİNARE DİKMEDİK”
Mescidin ilk
yapıldığı yıllarda minare yapılmasına imardan izin çıkmadığını söyleyen mescit
cemaatinden Akif Eryılmaz, imardan izin çıktıktan sonra da maddi imkansızlıklar
dolayısıyla minare yapamadıklarını ifade etti. Eryılmaz”Mescidimizin minaresi
olmadığı için kendimiz böyle bir çözüm düşündük. Beton minare yapımı çok
pahalıydı bizde aramızda para topladık. El birliği ile yangın merdiveninin
etrafını sert plastikle kapladık. Cemaat olarak kimseden destek görmedik.
Minare oluştuktan sonra böyle güzel olacağını düşünmemiştik. Bizce çok güzel
oldu mescidin minare ihtiyacı vardı böylece hallettik” şeklinde konuştu.
''YANGINI
GÖZYAŞLARINIZLA SÖNDÜREMEZSİNİZ''
Yangın
merdivenleri ve YSC (yangın söndürme cihazları) işiyle 10 yılı aşkın süredir
ilgilenen Ömer Gökbuğa, yangın merdivenleri konusunda aydınlatıcı bilgiler
verdi. Gökbuğa, ''Yangın konusu asla şakaya gelmez, yanlış yere yapılan yangın
merdiveni bile gördüm ben. Yangın esnasında insanlar merdivene ulaşamamışlardı.
O yüzden yangın merdivenleri çok iyi düşünülerek doğru yere ve etrafı
kesinlikle açık olacak şekilde yapılmalıdır. Yangın merdivenleri hakkında bir
diğer önemli unsur ise dayanılı olmalıdır. Aynı anda bütün apartmanın tahliyesi
söz konusu olabilir'' dedi.
“KARADENİZ
MİMARİSİ, KAYSERİ ZEKASI”
Yangın
merdivenli minareyi gören vatandaşlarda şaşkınlığını gizleyemiyor. Mescidin
bulunduğu mahalle içerisinde eczacılık yapan karadenizli Mehmet Ali
Yıldırım, karadenizde bu şekilde mimari eserlerin olduğunu söyleyerek bu
minarenin tam Kayseri zekası ürünü olduğunu ifade etti. Yıldırım,”Kayserililer
fazla masraf etmeyi sevmiyorlar, sonucunda böyle ucuz çözümler üretiyorlar.
Mimari açıdan Karadeniz'de de böyle çözümler üretiliyor ama hepsi doğadan, yani
mescidin yanında uygun bir ağaç varsa; ağacın önce budanıp sonra minare olarak
kullanıldığına şahit olmuştum ” dedi.
TURŞUNUN ADRESİ İSTANBUL'DA EMİNÖNÜ KAYSERİ'DE BAYRAM USTA
Niğdeli
Bayram Aydoğan, 40 yıldır Kayseri'de Turşuculuk mesleğini yapıyor.
Müşterilerinin kendisine 'Bayram Usta' şeklinde seslendiği Bayram Aydoğan, 45 çeşit gıdanın turşusunu
hazırladı.
Haber: Sedat Özsu
Kayseri
27 Mayıs caddesinde küçük bir dükkanda mesleğini icra eden Bayram Aydoğan, 1974
yılında turşu işine başladı. Mesleğe başladığı ilk yıllarda, el arabasıyla sadece
salatalık ve lahana turşusu satarak
geçimini sağlayan Aydoğan, müşterilerinin isteği üzerine mesleğini 10 metrekarelik bir dükkanda yapmaya başladı. Turşu işine başladığı ilk zamandan bu yana, hiç denenmemiş turşu
çeşitleri üzerine çalışan 'Bayram Usta'
40 yılda, 45'den fazla çeşit turşu denedi. 1970'li yıllarda Kayseri'de hiç turşucu olmadığını
söyleyen Bayram Aydoğan, 'Neden Kayseri'de hiç turşucu yok' sorusunu kendisine sorarak bu
işe başladığını ifade etti. Aydoğan, 40
yıldan bu yana Kayseri'nin artık kendisini benimsediğini belirterek ‘’ Kayseri'de hiç turşucu olmadığını fark
ettim. Hemen bir el arabası satın
alarak, salatalık turşusuyla, kete (bazlama) satmaya başladım. Sonra bir baktım akşama kadar bir araba
turşuyu bitirmişim. 3 güne kalmadan zaten turşucu olduğuma inandım. Ardından
ufak bir dükkan kiraladım. Bu sayede hem ekmeğimi kazanıyordum hem de sevdiğim
işi yapıyordum. Benim için daha iyisi olamazdı’’ şeklinde kendini ifade etti. O yıllarda para kazanmanın kolay
olmadığını, gerçekten ekmeğin aslanın ağzında olduğunu bizlere anlatmaya
çalıştı. Ailesinin kendisinden bir şeyler beklediğini, eve ekmek getirmesinin
muhakkak olduğunu ve ne yapalım ne edelim derken dükkan açmasının kaçınılmaz
bir hal aldığını vurgulayarak şöyle devam etti; ‘’Dükkan açtıktan sonra gördüm ki bu işe merak eden bir çok
Kayserili vatandaş varmış. Dükkana gelen müşterilerden aldığım fikirlerle yine
değişik gıda maddelerinden turşu yapma denemelerime devam ettim. Bunlardan en
çok sevilenleri satmaya, diğer ilginç turşu denemelerimi de dükkanımın
vitrininde sergilemeye başladım. Aynı zamanda bu ilginç turşu denemeleri
dükkanımın reklamı haline geldi ve işlerimiz rast gitti. Kayseri'de bu şekilde
nam salmayı başardım. İşte o günlerden
beri bu dükkan, bu turşular benim her şeyim oldu" şeklinde konuştu.
"HER
ŞEYİN TURŞUSUNU KURARIM, YETERKİ ZAMANINDA TUZLANSIN"
Uzun
zamandır Turşu çeşitleri üzerine çalışan 'Bayram Usta', her gıdanın hünerli
ellerde turşusunun yapılabileceğini öne sürdü. 40 yılda 45'den fazla çeşit
gıdanın turşusunu yapan Bayram Aydoğan, "Amacım kesinlikle, medyatik
turşuculuk yapıp millete hava atmak değil. Ben yaptığım her turşuyu keyifle kurarım
ve keyifle yerim. Aynı şekilde müşterilerimin de yemesini en azından tadına bakmasını
isterim. Birçok turşu çeşidi denedim hatta bazılarını unuttum bile o kadar çok
denemem var. Mesela, Yumurta, Balık, Muz, Şeftali, Çilek, Armut, Pezik, Fasulye,
mantar, mısır, kozalak, nohut bunlardan bazıları diyebilirim." ifadelerini
kullandı.
Bayram Aydoğan, yaptığı turşu çeşitlerinden, Balık ve Yumurta
turşularının müşterilerini çok şaşırttığını belirterek," Balık ve Yumurta
turşusunu bazen nerden yaptım diyorum.
Mesela bir hanım efendi geldi az önce iğrenç diyip geçti. Ama buna üzülmedim
tabi ki. O benim emeğim. Tadını beğenenler bana yetiyor. Sevmeyen zaten yemez.
Biz sevenler için yapıyoruz bu işi." dedi. Turşucu 'Bayram Usta' yaptığı
bazı ilginç turşularının yurtdışında müşterilerinin olduğunu ve her sene
dükkanını ziyarete gelip bu ürünleri ülkelerine götürüp oralarda da
tüketildiğini vurguladı.
OSMANLI MOTİFLERİ ELLERİNDE CAN BULUYOR
Son
zamanlarda moda olan Osmanlı dönemini konu alan dizilerin ve kına gecelerinin
vazgeçilmezi olan 'Bindallı' adı verilen Osmanlı motifleriyle bezenmiş
kıyafetler, Eskişehir'de küçük bir
atölyede Mengeloğlu tasarımlarıyla üretiliyor.
Türk
kültüründe genç kızların özellikle kına gecelerinde giydikleri bindallı denilen
Osmanlı giysileri Eskişehir'de küçük bir atölyede üretiliyor. Eskiden sadece
kına gecelerinde ve düğünlerde rağbet gören bu model elbiseler, son dönemde
çekilen bir çok sinema ve dizi setlerinde aranılan eşyalar arasında üst
sıralarda kendine yer buluyor. Elbiselerin tasarımını atölyenin
sahibi Gazanfer Mengeloğlu'nun hayat arkadaşı Mine Mengeloğlu yapıyor. Mine
hanım eşinin yaptığı bu işe hem destek olduğunu hem de çizim yapmanın çok
zevkli bir iş olduğunu ifade ederek '' Eşimle birlikte 1999 senesinden beri bu
işi yapmaktayız. Bu iş çok sabır isteyen bir iş. Öncelikle tasarım yapmak
zorundasınız. Sonra belirlediğiniz
kalıplara göre elbisenin kumaşı kesilmeli ve işin en zor kısımlarından birisi
olan tasarladığımız modeli kestiğimiz kumaşa aktarmak. Özel olarak
hazırladığımız simli tutkalları iyicene
karıştırıyoruz, daha sonra bunu küçük kaplar aracılığı ile modelini çizdiğimiz
kumaşın üzerine işliyoruz ve 1 gün kurumaya bırakıyoruz. Ardından kuruyan
parçalar birbirine dikiliyor ve elbise tamamlanıyor'' dedi.
MODELLERİNİ
TESCİL ETTİRDİ
Osmanlı
motiflerinin kullanıldığı medya yapımları revaçta olduğu sürece eserlerine
talebin artacağını belirten Emine Mengeloğlu, Bindallı modellerinin satışının
iyi gittiğini belirtti. Motiflerden bahseden Mengeloğlu, ''Osmanlı'da bir çok
model var. Bunlardan en çok talep edilenleri
'Hürrem Modeli', 'Lalezar Modeli', 'Alya Sultan Modeli'. Ben bu
modelleri çizmekle yetinmeyip kendi çizdiğim özgün motifleri Türk Patent
Enstitüsü'nde tescil ettirdim. Böylece saydığım motiflerin yanı sıra alternatif
modelleri de satışa sunmuş olduk. Farklı bir şeyler isteyen müşteriler
gelebiliyor onlarda benim modellerimi tercih ediyorlar'' şeklinde konuştu.
''ATÖLYE
TİPİNDE TEKNOLOJİYİ GELİŞTİRDİK''
16 yıldır bu
sektörün içinde olan Mengeloğlu kendilerini sürekli yeniliklere açık tutarak
yeni buluşlara imza attıklarını ve sektöre armağan ettiklerini söyleyen
Mengeloğlu, ''İnsan ne iş olursa olsun yaptığı işi severek yapmalı. Kendisini
ve işini daima ileri taşıyacak adımlar atmalı. Bizde yıllardır icra ettiğimiz
mesleğimize yıkanabilir baskı tekniğini getirdik. Bu teknik sayesinde 1000
tl'lik bir kıyafeti satın alamayan müşterilerimiz geceliği 50 tl gibi makul bir
fiyata bu kıyafetleri kiralayabiliyorlar. Ayrıca motifleri kumaşa aktarırken
geliştirdiğimiz florasanlı yansıtma tekniğiyle artık kumaşa çizim yapmakla
uğraşmıyoruz buda bize zamandan tasarruf ettiriyor.'' şeklinde konuştu.
''HATASIZ
OLMALISINIZ''
Uzun
yıllardır bu sektörün içinde olan Gazanfer Mengeloğlu, yanında çalıştırdığı
işçilerinde eskiden terzilik gibi el yeteneği gerektiren işlerden gelme
olduğunu belirtti. Atölyede toplam 4
kişi çalıştıklarını söyleyen Mengeloğlu ''Bu
iş için ellerinizi iyi kullanıyor olmalısınız yoksa tamamlanmasına çok az kalan
bir elbiseyi çöpe gönderebilirsiniz. Bu iş için usta elleriniz olmalı, herkesin
becerebileceği bir iş değil. Sonuna kadar hatasız gittiğiniz simleme işleminde
son anda yanlış bir el hareketiyle elbiseniz mahvolur ve başa dönersiniz'' dedi.
"DUY VE KULAÇ AT"
Engelliler
arasında en çok yardıma muhtaç bireylerin başında geliyor görme engelliler.
Sosyal yaşamları hummalı bir gayret gerektirse de, görme engelli vatandaşların
spora olan ilgisi oldukça fazla. Kayseri'de yüzme branşında 20 görme engelli
yüzücü bulunuyor.
Kayseri Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü tarafından, görme
engellilere yönelik düzenlenen yüzme kursuna katılan 20 görme engelli vatandaş
hem yüzmeyi öğreniyor hem de engelleri aşıyor. Görme engellilerin yüzme
esnasında yön bulmaları da hedef noktasında bulunan zil sesi yardımıyla
gerçekleşiyor. Başlangıç noktasından kulaç atmaya başlayan yüzücüler, sesin
geldiği alana doğru ilerliyor. Görme engellilere yönelik verilen kurs hakkında
bilgi veren, Yüzme Antrenörü Vacid Köse, görme engellilere yüzmeyi öğretmekten
dolayı mutluluk duyduğunu söyleyerek, zor olanın bir eğitmen için en ideal olan
eğitim olduğunu ifade etti. Normal insanlara kıyasla görme engellilerin yüzme
eğitiminin daha zor olduğunu belirten Köse, şu ana kadar 15 kişinin yüzmeyi
öğrendiğini söyledi.
Görme engelli yüzücülerin yönlerini bulabilmeleri için karşı taraftan gelen zil
sesine odaklanmaları gerekiyor. Yüzücülerin bu sesi duyabilmeleri içinde yüzme
salonlarında müsabakaları izleyen seyirciler sessiz olmaları konusunda
uyarılıyor. Seyircilerden gelen sesin sporcuları etkilediğini belirten
Köse," Müsabakalarda ses anlamında çok sıkıntı çekiyoruz. Sporcuların
hedef sesine odaklanmaları gerekiyor. Tabi bu sporcuların görme engeli
derecesine göre de değişir. Sessiz ortamlarda gerçekleşen yarışlar daha
çekişmeli geçiyor" dedi.
"ÖĞRETMEKTE ZOR
ÖĞRENMEKTE"
8 ay önce yüzme eğitimi
almaya başlayan görme engelli kursiyerler, eğitmenlerinin ve arkadaşlarının
beğenisini topluyor. Köse, ” İl Müdürlüğümüzün sayesinde kurslar cumartesi ve
pazar günleri oluyor. 20 kişilik bir grupla başladık yani çoğunluğu da 20
kişinin yani 15 in üzerindekiler yüzmeyi öğrendi. Görme engellilerin normal
insanlara göre öğrenmesi daha zor gösterdiğiniz hareketi görmüyorlar onlara
hareketi kendi üzerlerinde göstererek öğretmeye çalışıyoruz yüzme çok zor bir
spor olmadığı için çünkü bir şekilde suyun kaldırma kuvveti olduğu için su da
yüzerliliği sağlıyor. Normal insanlara göre çok iyi seviyede yüzmelerini
bekleyemeyiz çünkü o kadar yapamıyorlar.Göremiyorlar ama kendilerini kurtaracak
kadar yüzme öğretiyoruz. Görme engeli yüzmesine kesinlikle engel değil. Bütün
engelli kardeşlerimizi yüzmeye davet ediyoruz burada biz onlara en iyi şekilde
yüzmeyi öğretiyoruz bu eğitimi veriyoruz havuzumuzun saatleri görme engelli
vatandaşlarımız geldiğinde sadece onlara ayrılıyor çünkü normal vatandaşlarla
aynı saatte olması sıkıntı oluyor. Bu saatte sadece görme engelli
vatandaşlarımıza ayırıyoruz. ‘’ şeklinde konuştu.YÜZDE 1 GÖRME ORANIYLA HUKUK FAKÜLTESİNDEN MEZUN OLDU
Kayseri’nin Melikgazi
İlçesi’nde yaşayan İbrahim Yirçi’nin, çocukluk yıllarında geçirdiği hastalık,
geri kalan hayatının kararmasına sebep oldu. 38 yıldır görme engelli olan
İbrahim Yirçi, 2004 yılında Hukuk Fakültesi’nden mezun olarak, çevresinin
takdirini topladı.
Azmiyle,
Kayseri’de adından sıkça söz ettiren, 42 yaşındaki yüzde 98 görme engeli olan
İbrahim Yirçi, 1994 yılında kazandığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni,
bir yıl sonra ailevi bir sebepten dolayı bırakmak zorunda kaldı. 2001 yılında
çıkan öğrenci affından faydalanarak eğitim hayatına devam eden Yirçi, 2004
yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Üniversiteyi
bıraktığı dönemde, Kayseri Kültür ve Turizm İl Müdürlüğüne İdari Şef olarak
atanan Yirçi, hala Kayseri Atatürk Evi’nde yaptığı görev sebebiyle avukatlık
yapmadığını söyledi. Üniversiteyi kazandığı yıllarda yakın çevresinden tepki
aldığını ifade eden İbrahim Yirçi, 'yapamazsın' diyenlerin olduğunu, okulu
bırakması gerektiği şeklinde tavsiyeler aldığını söyleyerek, "Başardım.
Eğitim alanında gayretli bir insanım” dedi. Lise yıllarında Hukuk Fakültesi’ni
kazanmak istediğini söyleyen Yirçi, “Hukuk alanında eğitim almaya, lisede
okuduğum yıllarda karar vermiştim. Sonrasında da tüm tercihlerimi hukuk
fakültesi alanında yapmıştım. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni de
kazandım. Okudum. Bir müddet ara verdim. Sonra eğitimimi tamamladım. Ama kamu
çalışanı olduğum için avukatlığa geçme imkanım olmadı. Ama hukuk ile ilgili
hala kendimi yetiştiriyorum. Herkes takdirle karşıladı. Hukuk fakültesini
okumak büyük bir gayret gerektiriyordu. Tabi ki şimdi üniversiteyi bitirdikten
sonra bir de o meslekte başarılı olmak var. Ben mesleğe geçiş yapamayınca
meslek alanında başarı gösteremedim. Ama ülkemizde mesleki alanda da başarı gösteren
bir çok engelli arkadaşımız var” şeklinde konuştu.
“İKİNCİ ÜNİVERSİTEYİ OKUYORUM”
Sadece normal insanlar için değil bir engelli birey için de eğitimin şart olduğunu söyleyen Yirçi, ”Eğer hayatta başarılı olmak, toplum tarafından kabul görülmek ve ideallerini gerçekleştirmek istiyorlarsa eğitim alanında sonuna kadar mücadele etmeleri gerekiyor. Devletin imkanlarını kullanarak başarılı olabilirler. Ankara Üniversite’si Hukuk Fakültesi mezunuyum. Hali hazırda da ikinci üniversiteyi okuyorum. İkinci üniversiteyi de Sosyoloji alanında okuyorum. Aynı zamanda görme engelliler alanında bir çok sosyal etkinliğe katılıyorum” diye konuştu.
“İKİNCİ ÜNİVERSİTEYİ OKUYORUM”
Sadece normal insanlar için değil bir engelli birey için de eğitimin şart olduğunu söyleyen Yirçi, ”Eğer hayatta başarılı olmak, toplum tarafından kabul görülmek ve ideallerini gerçekleştirmek istiyorlarsa eğitim alanında sonuna kadar mücadele etmeleri gerekiyor. Devletin imkanlarını kullanarak başarılı olabilirler. Ankara Üniversite’si Hukuk Fakültesi mezunuyum. Hali hazırda da ikinci üniversiteyi okuyorum. İkinci üniversiteyi de Sosyoloji alanında okuyorum. Aynı zamanda görme engelliler alanında bir çok sosyal etkinliğe katılıyorum” diye konuştu.
ÖDÜNÇ TEPSİ İLE PATRON OLDU
Kayserili kadın
girişimci Gönül Odabaşı 14 yıl önce komşusundan ödünç tepsi alarak
başladığı Baklava işinde, işletme sahibi oldu.
Kayseri'nin Kocasinan İlçesi'nde ikamet eden, 58 yaşındaki Gönül Odabaşı,
2000 yılında, Bayramlarda baklava yaparak satmaya karar verdi. Komşusundan
ödünç bir tepsi alarak işe koyulan Odabaşı, elinde bulunan tüm paraya beş
kilo yağ ile beş kilo un satın aldı. 14 yıl önce yaptığı 2 tepsi baklavayı
satarak ilk karını elde eden Odabaşı, şimdi sahibi olduğu işletmede yöneticilik
görevini yapıyor. İlk olarak, kendi evinde yaptığı baklavaları satarak
işe başladığını söyleyen Odabaşı, gıda sektörüne özel günlerde gelen
siparişleri hazırlayarak girdiğini belirtti. Kadın Girişimci, müşterilerinin gün
geçtikçe arttığını ifade ederek," 14 yıl önce evimde yapıyordum özel
müşterilerim vardı, sonradan ufak bir dükkan açtım işimi geliştirdim hiç bir
kredi kullanmadan hiç bir destek almadan 5 kilo unla 5 kilo yağ ile ben bu işin
başına geçtim. Şu anda börek, yufka, açma kete, gözleme, kuru pasta
çeşitleri,kek,tüm unlu mamülleri de üretiyorum" dedi.
"BU KADARINI HAYAL
ETMEMİŞTİM"
Misafirlerinin baklavalarını çok beğendiğini söyleyen Gönül Odabaşı,
tatlılarını beğenen tanıdıklarından gelen siparişleri hazırlayarak bu işe
başladığını, bu kadar ilerleme kat edeceğini tahmin etmediğini ifade etti.
Odabaşı " Geçimimizi bundan sağladık şimdi çocuklarımın hepsi evli,
hepsinin hali vakti yerinde ama ben bu işi hobi olaraktan yapıyorum boş durmayı
sevmiyorum alıştım işe şimdi bırakmak istemiyorum yeniden doğsam yine bu işi
yaparım çünkü işimi seviyorum" şeklinde konuştu.
"GEZMEK İLE ELİNİZE BİR ŞEY
GEÇMEZ"
Tek başına baklava işine başlayan kadın girişimci Odabaşı'nın imalathanesinde
15 işçi çalışıyor. Kadınların gezmeyle tozmayla aile bütçesine zararda
bulunduklarını, boş yere masraf ettiklerini söyleyen Odabaşı her kadının
ailesine maddi yönden katkıda bulunmasını içtenlikle dile getiriyor.
Hemcinslerine de tavsiyelerde bulunan Gönül Odabaşı " Herkes bildiği işin
üzerinde çalışırsa, herkes bir işler yaparsa herkes böyle bir işyeri açarsa
gerçekten Türkiye’de hiç kimse fakirlik yokluk çekmez beylerine, çocuklarına
destek olurlar, tüm bayanlara sesleniyorum gezmekle ellerine hiç bir şey geçmez
çalışsınlar kendilerine iş yeri kursunlar diyorum. Çok zor ama çok zevkli zor
olan bir iş zevklide oluyor,dinlenmemiz yok bir gezmemiz yok özel bir
yaşantımız yok sürekli gece gündüz çalışıyoruz." ifadelerini kullandı.
"YETİŞTİRDİĞİM ELEMAN SAYISINI HATIRLAMIYORUM"
"YETİŞTİRDİĞİM ELEMAN SAYISINI HATIRLAMIYORUM"
İşe ilk başladığı günden bu yana sektöre bir çok eleman yetiştirdiğini söyleyen
Odabaşı," Ben buradan çok eleman yetiştirdim halada yetiştirmeye devam
ediyorum varsın yetişsinler varsın başka yerlerde de yapsınlar ben bu işi
severek yapıyorum ömrümün sonuna kadarda bırakmayı düşünmüyorum" şeklinde
konuştu, ayrıca yanında hiçbir şey bilmeden işe başlayıp, işi öğrendikten sonra
kendilerine dükkan açan elemanlarının artık birer usta olduğunu da ifade etti.
"BÜTÜN BAYANLARA ÖRNEK
OLUYOR"
Kayserili kadın girişimci Odabaşı Esnaf arkadaşlarının ve
hemcinslerinin de takdirini topluyor. Odabaşı'nın tüm kadınlara örnek teşkil
ettiğini söyleyen, Türkiye Kadın Girişimciler Platformu Asil Üyesi Ayça
Gündoğdu, "Biz Gönül Hanımla yıllardır ticaret yapıyoruz. Ticaretinde çok
düzgün,düzenli. Zaten kendisi peşin alışveriş yapan biri ve bir bayan girişimci
olduğu için de çok memnunuz biz kendisinden. Bütün bayanlara da örnek olduğunu
düşünüyorum ben. Biz aslında bayanlarında bu sektörde çoğalmasını çok
istiyoruz" dedi.
YILLARIN ESKİTEMEDİĞİ ANTİKACI
Nerede Eskimiş bir eşya görse, önce tozunu
siler ardından yıllanmış rafına bırakıverir Osman Baba. Kayserili Antikacı
Osman Baba'nın 64 yıllık iş geleneği
bundan oluşuyor. Ne yıllar onu eskitebildi, nede Osman Baba
Antikalarını...
![]() |
“HOBİ OLARAK BAŞLADIM HERŞEYİM OLDU”
Yılların eskitemediği
Kayserili Antikacı, 1950 yılında bu işe hobi
olarak başlıyor. Sağdan soldan topladığı eski eşyaları
evinin bir köşesinde biriktiriyor. Ardından bu işe daha da fazla bağlanıyor. Yıllar Osman Babayı belki
eskitiyor, fakat Osman Baba gözü gibi baktığı eşyaları hiç eskitmiyor. Mesleğe
ilk başladığı yıllarda bu işin değer gören bir meslek olduğunu söyleyen Osman
Baba,” Ah nerede eski antikacılık
mesleği. Bu iş kesinlikle para işi değil. Biz bu işe gönül vererek başladık. Ben bu mesleğe hobi olarak
başladım. İlk antikam da bir biblodur. Hala saklarım. Sonrasında mesleğim
oluverdi. Bu eşyaların hepsi benim
çocuğum gibidir. Elime geldiğimde bağlanırım. Müşterisi çıktığında ayrılmak çok zor olur. Tarif
edilemez bir duygu. Bazı eşyaları satmak istemediğim bile oluyor. Her gün sabah
namazıyla dükkanımı açarım. Müşteri
gelmese de olur. Ben esnaflığın gerektirdiği davranışı sergileyeyim de
gerisi önemsiz. Önemli olan esnaf
olabilmek.” şeklinde konuştu.
DEFİNECİ DEĞİL, ANTİKACIYIZ
Toprak altından
çıkan tarihi eserleri asla dükkanına sokmadığını söyleyen Baba, en eski
eşyasının Roma döneminden kalan bir biblo olduğunu ifade etti. Baba,
antikacılık işine 64 yıl önce hobi olarak başladığını belirterek, ”Bazı
insanlar bizi defineci sanıyor. Ama bu iş çok farklı bir iş. Toprak altı
malzemeleri kesinlikle dükkanıma sokmam. O iş bize göre değil, cezası var. Bu
ülkenin tarihine zarar vermeyiz bizler.” dedi.
ONDAN ESKİSİ YOK
Antikacı Baba,
Kayseri'nin en eski Antikacısı olma
özelliğini taşıyor. Baba daha önceden yetiştirdiği kalfalar ile sektöre katkıda da bulunmuş. Bu
işin ileride yok olma tehlikesi altında olduğunu söyleyen Baba,” Kayseri'de
benden eskisi yok. Benim başladığım yıllarda vardı. Ama artık kimse kalmadı
bende eskilerin aşığıyım. O yüzden bu işi bırakamıyorum. Bırakmak ta
istemiyorum. Tek korkum kimseye miras bırakamayacağım bu mesleği.” ifadelerini
kullandı.30 Mart 2015 Pazartesi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)











